Makaleler

1 Sindirim, 4 Hazım [Bölüm 1]

İslam Tıbbı hekimliğinde gıdaları iyi çiğnemeye çok önem verilir. Âlimler iyi çiğnenmeyen gıdaların dalağı bozduğunu ve bu nedenle ruhsal problemlere yol açtığını söylerler.

Published on

Halk arasında sindirim sisteminin “ağız, mide, bağırsak”tan oluştuğuna dair yanlış bir bilgi vardır. Oysa sindirim olayı dört ayrı hazım sürecinden oluşmaktadır. Bunların birinci basamağı “ağız, mide, bağırsak” hazmı; ikinci basamağı karaciğer hazmı; üçüncü basamağı kan hazmı ve dördüncü basamağı hücre hazmıdır.

Halk arasında “Sindirim ağızda başlar” diye bir söz vardır. Bu söz doğru ama eksiktir. Dört hazım sürecinden oluşan sindirim sistemimizin ilk adımını “ağız, mide, bağırsak” üçlüsü oluşturur. Yani sindirimin başladığı yer sadece ağız değil mide ve bağırsaktır.

Yine halk arasında sindirim sisteminin “ağız, mide, bağırsak”tan oluştuğuna dair yanlış bir bilgi vardır. Sindirim olayı dört ayrı hazım sürecinden oluşmaktadır. Bunların birinci basamağı “ağız, mide, bağırsak” hazmı; ikinci basamağı karaciğer hazmı, üçüncü basamağı kan hazmı ve dördüncü basamağı hücre hazmıdır.

Bu dört hazım basamağı birbiri ile doğrudan bağlantılı olup birisinin düzgün çalışmaması kendisinden sonra gelen hazım basamağını etkileyecek, dolayısıyla sağlıklı bir sindirim sağlanamayacaktır.

Bu yazımızda sindirimin birinci basamağı olan “ağız, mide, bağırsak” hazımlarını inceleyeceğiz.

1. Hazım – A – Ağızda Sindirim

Ağızdaki hazım, sindirimin ilk aşamasıdır. Oysa biz bugün çiğnemek kadar basit bir işleme dahi özen göstermiyoruz.

Ağız hazmının düzgün olması için her şeyden önce ağız sağlığını korumak gerekir. Diş macunları ağızdaki mikropları öldürür ve ağız içi doğal florayı bozar. Ağız içi flora bozulunca, ağızdaki sindirim enzimleri hasara uğrar.
Böylece sindirimin ilk ve en önemli basamağı zarar görür.

Ağızdaki hazmın, sindirim sisteminde önemli bir yere sahip olmasının temel sebebi barındırdığı enzimler ve çiğneme refleksidir. Çiğneme ile
besin öğütülür, enzimlerle işlenir ve kimus haline getirilir.

İslam Tıbbı hekimliğinde gıdaları iyi çiğnemeye çok önem verilir. Âlimler iyi çiğnenmeyen gıdaların dalağı bozduğunu ve bu nedenle ruhsal problemlere yol açtığını söylerler.

Ruh sağlığını korumak için gıdaların küçük lokmalarla ve iyi çiğnenmesi önerilir. Büyüklerimize göre delilik dalak ile bağlantılıdır. Geleneksel Tıp’a göre iyi çiğnenmeyen besin sevda sıvısının üretimini arttırır. Sevda; ruh sıkıntısı oluşturan, fazlasının son derece zararlı olduğu bir vücut sıvısıdır. Sevdanın oluşturduğu sıkıntı, ruh problemlerine kadar götürür. Patolojik aşk da sevdanın yükselmesi ile bağlantılıdır. Eski hekimler bunu “karasevda” olarak tanımlarlardı.

Ayrıca bugün diş hekimliğinde kullanılan protezler, dolgular, metal kaplamalar, diş telleri de ağız sağlığını bozar. Nikel kaplamalar, kadmiyum, kurşun ve cıva içeren dolgular ağızda akü ortamı oluşturur. Bu akü nedeniyle birden fazla iyon üretimi ile ağız ortamı asitli hale gelir. Kaplamalarda ve diğer diş malzemelerinde bulunan metal eridikçe nikel ortaya çıkar. Bu da karaciğere ciddi ölçüde zarar verir, doku bozulmasına ve toksik zehirlenmeye yol açar. Hatta bu zarar troide ve üreme organlarına ulaşabilir.

Ağızdaki hazmın, sindirim sisteminde önemli bir yere sahip olmasının temel sebebi barındırdığı enzimler ve çiğneme refleksidir. Çiğneme ile besin öğütülür, enzimlerle işlenir ve kimus haline getirilmeye başlar.

Dişlerde kullanılan bu malzemeler en çok 0 ve B kan gruplarına zarar verir. Çünkü özellikle 0 gruplarında karbonhidratların midede sindirimi zayıftır. Karbonhidrat sindirimlerinin ağızda tamamlanması gerekir. Mide asidi fazla olan kişilerde mide, karbonhidrat sindirimi için uygun değildir. Kan grubu 0’larda ağızda tükürük ve sindirim enzimleri de çok üretilir. Bu nedenle bu kişilerde dişlerde kullanılan metal ve nikel malzemeler daha hızlı ve yoğun bir şekilde açığa çıkar.

Kan grubu A olanlarda ise mide asidi azdır. Karbonhidratları da yumuşak ve hafif ağız enzimleriyle ağızda sindirebilirler. Zararlı diş malzemeleri kan grubu A olanlara daha az zarar verir.

İslam Tıbbı hekimliğinde gıdaları iyi çiğnemeye çok önem verilir. Âlimler iyi çiğnenmeyen gıdaların dalağı bozduğunu ve bu nedenle ruhsal problemlere yol açtığını söylerler.

Damak protezleri ise damağı kapatarak damakta bulunan enzimlerin gıdalara ulaşmasını engeller. Bu da ağız hazmını bozan etkenlerdendir. Ağızda sindirim enzimlerinin bozulduğu durumlarda özellikle karbonhidratların sindirimi zorlaşır. Aslında insanın yaşlandığı zaman dişlerini kaybetmesinin de bir hikmeti vardır. Diş dökülmesi çok eski çağlardan beri var olan bir yaşlılık belirtisidir. Buradaki hikmet yaşlı insanın daha az ve daha hafif gıdalar yemesini ve daha az konuşmasını sağlamak olabilir. Yaşlı insanın et gibi kuvvetli diş gerektiren gıdalara ihtiyacı yoktur. Tabiatta ise dişleri dökülen hayvanlar gizli bir yere saklanarak ölümü beklerler. Tabiatta hasta ve yaşlı hayvan yoktur. İnsan yaşlandıkça yemeklerine ve konuşmasına daha fazla dikkat etmelidir.

1. Hazım – B – Midede Sindirim

Ağızda enzim ve çiğneme refleksleriyle ilk sindirim işlemine tâbi tutulan besin, yemek borusuyla mideye gönderilir. Midede enzimlerle hazım devam eder.

Midede hazım farklı kan gruplarına göre dört karaktere sahiptir.

En fazla ve kuvvetli mide asidi kan grubu 0’da ve sonrasında B’lerde bulunur. En az mide asidi A kan grubu ve ardından AB’lerdedir. AB kan grubu için mide asidi az üretilir denemez. Ancak bu kişilerde mide çok zarif, mide bezleri çok hassas olur. Çünkü bağışıklık sistemi zayıftır.

Kan grubu 0 ve B olanlar yağ ve eti çok iyi hazmeder. AB ve A kan grupları yağlara karşı çok seçicidirler. Hidrojenize yağlar A ve AB kan gruplarını hasta edebilir.

Bir kimsenin mide asidi zayıf ise onu arttırmak, fazlaysa azaltmak, yani mide asit üretiminin tabiatını değiştirmek mümkün değildir. Ancak bazı durumlarda 0 ve B kan gruplarında asit çok fazla olur. Bu durumda asidin nötralize edilmesi gerekir. Mide asidi ancak deve veya at eti gibi kuvvetli gıdalarla dindirilebilir. Veya kurutulmuş et, sucuk, pastırma gibi ağır besinleri kullanmak gerekebilir. Bazı durumlarda karbonat içmek de önerilebilir.

Mide asidi tabiat gereği fazla olabileceği gibi zayıf midelerde hazımsızlık ve karışık yemeye bağlı asit oluşumu da görülebilir. Özellikle A ve AB kan gruplarında görülen bu durum, 0 ve B’lerde görülenden tamamen farklı sebepten meydana gelir. Örneğin; yemekten 1-1,5 saat sonra başka bir şey yemek hazmı bozar. Midede çürüyen gıdalar asit oluşturur. Bu asit, midede çürüyen besinden kaynaklanır, midenin fazla asit üretiminden değil. Bu tip asit de karbonat ile mutlaka dindirilmelidir.

Asitlenmiş gıda bağırsaklara inerse, bağırsaklar sağlıklı da olsa asitli gıda, bağırsak florasını bozar. Çünkü bağırsak ortamı baziktir. Kuvvetli asit geldiğinde mikroflorayı tahrip eder. Asitli ortamda bağırsakta bulunan enzimler de bozulur. Bağırsak bozulmaya başlayınca önemli vitaminler de üretilemez. Asit, bağırsak tüycüklerini zedeler. Ayrıca asit kabızlığa yol açar. Asitli gıdaların bağırsaklara inmesi sürekli bir hal alırsa ülseratif kolit ve kolon kanseri gibi ciddi bağırsak problemlerine yol açar.

Asitlenmiş gıda bağırsaklara inerse, bağırsaklar sağlıklı da olsa asitli gıda, bağırsak florasını bozar. Çünkü bağırsak ortamı baziktir. Kuvvetli asit geldiğinde mikroflorayı tahrip eder.

Midede sindirim işleminin son basamağında mide asidi nötralize edilir ve bazik ortamın oluşması sağlanır. Bazik ortam oluşunca ince bağırsak ve mide arasındaki kapak (pilor) açılır. Normalde, bazik ortam oluşmadan bu kapak açılmaz. Ancak her gün kronik hazımsızlık yaşayan kişilerde kapak mecburen açılır.

Reflü yalnızca mide kapakçığında yaşanmaz. Pilorda da reflü olur. Normal şartlarda besinin mideden ağza gelmesi mümkün değildir. Reflülü kişilerde midede oluşan yoğun gaz, mide ve pilor kapağını açar. Bu durumda ya yemek ağza geri gelir, ya da asitli iken ince bağırsaklara inmiş olur. Safra içeriğinin mideye atılması da pilorun açılmasıyla olur. En kötü ve hasar veren hazımsızlık budur. Devamlı mide yanması olan ve/veya asidin nötralize edilmediği kişilerde pilor kapakları asitli gıdayı mecburen geçirmek zorunda kalır. O zaman oniki parmak bağırsağında (duodenum) veya yemek borusunda (özofagus) yaralar oluşur. Bu nedenle mide asidinin arttığı ve mide yanmasına sebep olduğu durumlarda karbonat kullanmak çok önemlidir.

1. Hazım – C – Bağırsak Sindirimi

Pankreas enzimleri ve safra veya karaciğer enzimleri bağırsaklara gelen gıdayı hazma devam eder. İnce bağırsakta emilemeyen gıdalar kalın bağırsağa gönderilir.

Kalın bağırsakta besinler mikroplar ile işlem görerek vitamin ve proteinler üretilir. Bir nevi geri dönüşüm kutusu gibi. Burada üretilen besinler venöz damarla karaciğere ve oradan bütün vücuda iletilir.

Bugün 6 yaş altı çocukların neredeyse hepsinin dışkı kültüründe pamukçuk mantarına rastlanmaktadır. Mantarlar virüsten daha kuvvetlidir. Bağırsakta sindirim bozulduğu için ve sentetik gıda alındığı için gıdalar sindirilemez. Bu nedenle mantar katkı maddelerini sindirmeye çalışır. Mikroplar, virüsler, tek hücreliler, parazitler, mantarlar vücutta temizlik yapar.

Midedeki hazmın bozulmasıyla çürümeye başlayan kütleler ve parçalar bağırsaklara indiğinde de çürümeye devam eder. Bağırsaklardaki çürüme kandaki lökositleri (akyuvarlar) arttırır. Bağışıklık sistemi bu duruma karşı koruma programı geliştirmek zorunda kalır. Bu hata, her yemekle birlikte tekrarlandıkça, bağışıklık yetmezliğine kadar götürür.

Ancak taze meyve ve sebzelerin lifleri, çekirdekleri ve kabuklarında böyle bir tehlike söz konusu değildir. Bunlar bağırsaklarda yaşayan yararlı mikropları arttırır. Bunun için meyve ve sebzeleri kabuklarıyla ve birkaç çekirdeğiyle birlikte yemek gerekir.

Mizaca uymayan veya birbirine uygun olmayıp, hazmı için ayrı enzimler gerektiren yemekler birbiriyle karıştırıldığında sindirilemeden çürür ve mayalanmaya başlar. Bunun sonucu oluşan zehirli ve asitli kalıntılar bağırsaklarda yaşayan faydalı mikropları öldürür, sinir uçlarını zehirleyerek bağırsakların hareketini yavaşlatır ve kabızlık ortaya çıkar. Beslenmedeki hatalar devam ettikçe bağırsak duvarları kanalizasyon boruları gibi zehirli, yağlı atıklarla kaplanır, bağırsaklar genişler, cepler oluşur. Ceplerde dışkısal taşlar toplanır ve yıllarca orada kalır. Bağırsakların iç zarında yer alan ve görevi zehirli kalıntıları kana karıştırmadan dışarı atmak olan tüycükleri çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur. Böylece bağırsakların iç dokuları, faydalı maddelerin yanısıra zararlı, toksik maddeleri de kana karıştırır. Zararlı maddelerin kılcal damar damarlardan doku sıvılarına kolayca geçerek hücreye ulaşmaya çalışır.

Sağlıklı insan, her öğünden sonra büyük abdeste çıkmalıdır.Gün boyu yenen öğün sayısı birden fazla ama büyük abdeste günde bir defa çıkılıyorsa kabızlık, iki günde bir ise sağlığın tehlikede olduğuna işarettir.

Sağlıklı olmak isteyen, yediği her yemekten sonra büyük abdeste çıkmadıkça, bağırsakları rahatlatan meyveler ve salata hariç ikinci bir yemek yememeli, bu kurala ömür boyu dikkat etmelidir. Bol meyve ve salata yemek kabızlığı önler. Yemeğin yüzde altmışı çiğ olmalıdır; yüzde kırkı pişmiş yemek ve ekmek olabilir.

*Bu yazı, Aidin Salih hanımefendinin konferanslardan derlenmiştir.

Tüm yazıları okumak için dergiyi satın alabilirsiniz.

0 Users (0 votes)
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Cevabı iptal et

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Exit mobile version